psikolog pedagog  
0212 853 50 66
ANA SAYFA  |  ÖZEL DERS  |  HABERLER  |  UZMANLARIMIZ  |  İLETİŞİM


Stres


“Yoğun bir stres var üzerimde, yaklaşmayın!” bu cümleyi duymayanınız yok gibidir. Günümüzde sorunlardan kaçmak isteyenler için stres sihirli değnek oldu âdeta. Kaçmak yerine onunla kavgaya tutuşmak ise zor olan yol.

 

Stresle savaş için kararlıysanız işte size öneriler

 

Herkesin ağzında aynı 5 harf: Stres! Herkes kendi kendisinin terapisti ve hemen teşhisini koyuyor: “Bütün bunların sebebi yaşadığım yoğun stres!” Ne kadar cazibeli bir günah keçisi ama di mi? Stresiniz varsa cezai ehliyetiniz bir anda kayboluyor, “stresliymiş ama canım ne yapsın ki!” cümlesinin nesnesi olmayı başararak başka başka şeylerin öznesi olmaktan sıyrılıyorsunuz. “Faili meçhul değil; ama stresli” teşhisiyle “beraat” alıyorsunuz. Peki gerçekten hayat şartlarına bağlı olarak dışarıdan gelip sizi bulan bir şey midir stres? Gerçekten stres bir çeşit yaşam tarzının kaçınılmaz sonucu mudur?

 

Stres, mikrobik bir tür hastalık gibidir ve doğru “dışarı”dan gelir. Ancak önemli nokta; havada “stres” mikrobu olarak değil; bir tür “bakış açısı” mikrobu olarak dolaşır. Bu bakış açısını bir kere soludunuz mu, siz de kolayca kapabilirsiniz. Yani stres bir hastalık değildir; bir bakış açısı zedelenmesi, olayları algılayışınızla ilgili bir yanlış formülasyon çeşididir. Ve bu yanlış formülü çoğunlukla dışarıdakilerden öğrenirsiniz; ama bizzat siz uygularsınız.

 

Örneğin önemli bir defo çeşidi başınıza gelen olumsuz durumlarda yapabilecek hiçbir şey olmadığı düşüncesini hemen kabullenmek ve “sıfır” tepki vermektir. Her durumda otomatikman bir “öğrenilmiş çaresizlik” duygusuna çekilmek strese ruhunuzu teslim etmek demektir. Halbuki birçok durumda eğer iradenizi ve çabanızı doğru yöne kanalize edebilirseniz yapabileceğiniz “bir şeyler” mutlaka vardır. Ve bu bir şeyleri yaptığınız zaman sonuç değişmese bile çok önemli bir şey değişecektir; stres­ kapınıza uğramaktan vazgeçecektir.

 

Fareleri öldürüyor

 

Hatta bu bırakın insanları, farelerde bile görülmüştür. Bir deneyde fareler tabanı iletken bir plakadan oluşan bir oda içine konulmuş, aralarına da birbirlerini görmelerini engelleyecek ayırıcı bir bölme yapılmıştır. A ve B farelerinin odaları arasındaki tek fark A faresinin odasında minik bir “pedal” vardır. Deneyci, fareleri odalarına yerleştirdikten sonra ara ara tabandaki demir plakaya elektrik vermeye başlar. Fareler her elektrik şoku faslında kendi odaları içinde koşuşturmaya, duvardan duvara dört dönmeye başlar. Derken A faresi hasbelkader “pedal”a çarpar ve elektrik kesilir. İki fare de rahatlar. Derken yine elektrik, yine koşuşturma, A faresinin yine pedala çarpması ve yine sessizlik…A faresinin pedala her basışında iki farenin de elektriği kesilir. Bütün biyologları şaşırtan ve psikologlara ise “budur!” dedirten bir şey olmuştur! A faresi gayet sağlıklı yaşamını sürdürürken, B faresi – hazır olun- önce strese sonra da depresyona giriyor! Ve yemeden içmeden kesiliyor, zayıflıyor, ölüyor… Basit bir pedal mı bunu yapacak? Bu, onların hayata bakış açısını bu kadar etkileyebilir mi? Kelimenin tam anlamıyla “evet, etkiler!” A faresi, hayatındaki sıkıntılara karşı yapabileceği bir şeyler olduğunu keşfederken, B faresi sebeple sonuç arasında hiçbir ilişki kuramıyor, ona göre ne yapsa çaresiz, sonuçsuz, bazen acı gelir bazen gider. Kontrolü sıfırdır. Bu sıfır B faresinin omuzunda büyük bir yük oluyor ve öğrenilmiş çaresizlik duyguları içinde farecağız sessiz sessiz ölüyor. Aynı derecede aynı fiziksel acıyı duyuyorlar; ancak biri bu acının yanında stres’i de duyunca sonuç can alıcı(!) oluyor.

 

Stres yaşadığını iddia edenlerin bakış açılarına baktığınız zaman da B tipi farelerin sadece laboratuvarda olmadığını, hayatın her tarafında olduğunu görmeniz mümkün. Örneğin; sigara içenler üzerinde yapılan araştırmalarda stres geliştirenlerin “Zaten soluduğumuz hava da kirli değil mi?”, “Her sigara içen kanser mi olacak?” gibi savunmalarla hayatlarındaki pedalı bizzat kendi elleriyle kırdıkları ve hiçbir şey kontrol edilemez düşüncesiyle hayata bakmaları tesadüf olmasa gerek. Ya da dönüp obezite hastalarına baktığınızda “Su içsem yarıyor” gibi yine kendi iradelerini sıfırlayan atıflar yaptıkları ve bu sayede kilolanmakla kalmayıp streslendikleri de görülmektedir.

 

Yine ilginç bir bağlantı içinde herhangi bir hastalığınız/probleminiz hakkında bilgi edinirseniz, yapabileceklerinizi fark ediyorsunuz ve bu fark etme sizi iyileştirmese bile stresinizi yok ediyor. Ve stressizliğin iyileşme üzerindeki etkisini de düşününce iyileştirebildiğini de söylemek yanlış olmaz. Sonuç olarak; görünen o ki, her ne şart altında yaşıyor olursanız olun, streslenip streslenmemek hayatınızdaki pedalları bulup basabilme kabiliyetinize bağlı olarak değişecektir. Yani bu şu demektir: Stres konusunda karar sizin! Bir kısırdöngü içinde streslenme sebeplerinizi bile dışarıya havale edip stresinizin karesini alabileceğiniz gibi; ‘streslenip streslenmemek benim elimde’ diyerek onu direkt hayatınızın dışına da atabilirsiniz.

 

Psikolojik Problemler Copyright © 2017
Toplam Ziyaret : 288342 Ortalama : 137.76 Kişi/Gün Bugün : 54 Kişi/Gün
Mavi Rüya Anaokulları Web Tasarım: Vizly.Com